|


Bitkisel terkipler, karışımlar, formüller,
konusunda bilgili uzmanlar tarafından yapılırsa
ve üretim izinli ürünler kullanılırsa
faydalanıla bilinir. Aksi taktirde
zamanınız emeğiniz ve paranız boşa gidebilir.
Ayrıca zarar görebilirsiniz...
ÜRÜNLERİMİZ VE
KULLANIMI HAKKINDA BİLGİ ALMAK İÇİN İLETİŞİM
KURUNUZ...


POLENLERDEN TOHUMA DOĞRU
Polenler
Mükemmel ambalajlanmış genler
Polenler ilk olarak çiçeklerin erkek üreme
organlarında üretilirler ve oradan da çiçeğin
dış bölümüne doğru ilerlerler. Buraya ulaştıktan
sonra da olgunlaşmaya başlarlar ve sonraki nesil
için döllenmeye hazır hale gelirler. Bu polenin
hayatındaki ilk aşamadır. Öncelikle polenin
yapısına biraz göz atalım. Polen, gözle
görülemeyecek kadar küçük bir mikroorganizmadır
(kayın ağacının poleni 2, kabağın poleni ise 200
mikron büyüklüğündedir) (1 mikron=1/1000mm).
İçinde büyük gövdeli bir hücre (vejetatif hücre)
ile iki sperm hücresi (generatif hücre) bulunur.
Polen bir tür kutuya benzetilebilir.
Polenin içinde bitkinin üreme hücreleri vardır.
Bu hücrelerin çoğu dış etkenlerden zarar
görmeden canlılıklarını koruyabilmeleri için çok
iyi bir şekilde saklanmaları gerekir. Bu yüzden
kutunun yapısı son derece sağlamdır. Kutunun
etrafı sporoderm" diye adlandırılan bir kabuk
tarafından sarılmıştır. Bu kabuğun dış kısmında
bulunan ve "ekzin" olarak adlandırılan tabaka,
organik alemin bilinen en dayanıklı maddesidir
ve kimyasal yapısı henüz tam olarak
aydınlatılamamıştır.1 Bu madde genel olarak
asitlerin ve enzimlerin yol açtığı bozulmalara
karşı çok dirençlidir. Ayrıca yüksek sıcaklık ve
basınçtan da etkilenmez.
Dış görünüş olarak hepsi birbirinden farklı olan
polenler,içlerinde bitkilerin değerli üreme
hücrelerinin saklandığı, son derece sağlam,
milimetrenin binde biri büyüklüğündeki
kutulardır.
Görüldüğü gibi, bitkilerin devamlılığı için
varlıkları zorunlu olan polenlerin korunmaları
için çok detaylı tedbirler alınmıştır; polenler
adeta özel olarak ambalajlanmışlardır. Bu sayede
polenler hangi metodla taşınırlarsa taşınsınlar,
ana gövdelerinden kilometrelerce uzaklıkta dahi
canlılıklarını sürdürebilirler. Polenlerin çok
dayanıklı bir maddeyle kaplanmış olmalarının
yanı sıra sayıca çok olmaları da o bitkinin
çoğalmasını garanti altına almış olur. Polendeki
bu detaylı yapıda da görüldüğü gibi Allah
yarattığı her şeyde bize benzersiz sanatını
gösterir ve bunların üzerinde düşünmemizi ister.
Buna Kuran'daki pek çok ayette dikkat
çekilmiştir:
Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır;
üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız
hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile
sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve
lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz.
Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk
için gerçekten ayetler vardır. (Rad Suresi, 4)
Polenlerin, dölleyecekleri çiçeklere
ulaşabilmeleri için genellikle iki farklı yol
vardır: Döllenme işleminin ilk aşaması olan
taşınma işlemi, polenlerin bir arının, bir
kelebeğin ya da herhangi bir böceğin vücuduna
yapışıp kendilerini taşıttırmaları veya rüzgarın
akışına uygun olarak yol almaları şeklinde
gerçekleşir.
Rüzgara yelken açan Polenler
Yeryüzündeki pek çok bitki, türünün devamını
polenlerini rüzgar vasıtasıyla dağıtarak sağlar.
Birçok açık tohumlu bitki, çam ağaçları, palmiye
ve benzeri ağaçlar ve ayrıca çiçek veren tüm
tohumlu bitkiler ile çimensi otların tamamı
rüzgarlarla döllenir. Rüzgar, çiçek tozlarını
bitkilerden alıp, aynı türden diğer bitkilere
taşıyarak döllenmeyi gerçekleştirir.Rüzgarla
döllenme işleminde, halen bilimadamlarının
açıklama getirmekte zorlandıkları pek çok nokta
ve cevap bekleyen pek çok soru vardır. Örneğin
rüzgarla taşınan binlerce polen çeşidinden her
biri, kendi türüne ait olan bitkinin çiçeğini
nasıl tanımaktadır? Bitkiden fırlatılan polenler
hiçbir yere takılmadan nasıl olup da bu bitkinin
dişilik organlarına ulaşırlar?
Döllenme ihtimali oldukça düşük olmasına rağmen
nasıl olup da binlerce bitki, üstelik de
milyonlarca yıldır bu yolla döllenmektedir?İşte
bu soruların cevabını verebilmek için yola çıkan
Cornell Üniversitesi'nden Karl J. Niklas ve
ekibi rüzgarla döllenen bitkileri incelemeye
almışlardır. Buldukları sonuçlar son derece
şaşırtıcı olmuştur. Niklas ve ekibi rüzgarla
döllenen bitkilerin havadan bol miktarda polen
yakalayabilmelerini sağlayan, aerodinamik çiçek
yapılarının olduğunu
keşfetmişlerdir.Bitkilerdeki bu aerodinamik yapı
nedir? Nasıl bir etkisi vardır?
Bu soruların cevaplarını verebilmek için
öncelikle aerodinamik yapı" tanımının
açıklanması gerekir. Havada hareket eden
cisimlere hava akımlarından kaynaklanan bazı
kuvvetler etki eder. Aerodinamik kuvvetler
olarak adlandırılan bu kuvvetler sayesinde,
hareket etmeyi başarabilen cisimler de
"aerodinamik yapıya sahip cisimler" olarak
adlandırılırlar. Rüzgarla polenleşme sistemini
kullanan bazı bitkiler işte bu aerodinamik
yapıyı çok etkili bir biçimde kullanırlar. Bu
konudaki en güzel örnek çam kozalaklarının
yapısında görülür.
Bitkiler her üreme dönemlerinde havaya
milyonlarca polen bırakırlar. Polenlerin sayıca
bu kadar çok olmasının nedeni, herhangi bir etki
ile oluşacak tehlikelere karşı bitkinin
üremesinin garanti
altına alınmasıdır.
Aerodinamik kozalaklar
Karl Niklas ve ekibinin rüzgarla polenleşmeyi
incelemelerine sebep olan sorulardan belki de en
önemlisi, "nasıl olup da havada bu kadar çok
çeşitte polen dolaşırken, bir bitki çeşidinin
polenleri başka bir bitki türü tarafından
tutulmamakta ve sadece kendi türünden diğer
bitkilere ulaştırılmaktadır" sorusu olmuştur.
İşte bu soru, bilimadamlarını rüzgarla döllenen
bitkileri, özellikle de kozalakları incelemeye
yöneltmiştir.
Oldukça uzun olan yaşam süreleri ve yüksek
boylarıyla tanınan kozalaklı ağaçlarda,
kozalaklar erkek ve dişi yapıları oluştururlar.
Erkek ve dişi kozalaklar aynı ağaçta olduğu gibi
farklı ağaçlarda da olabilirler. Kozalaklarda,
polenleri taşıyan hava akımını kendilerine
çekecek özel tasarlanmış kanallar
vardır.Polenler, oluşan bu kanallar sayesinde
üreme alanlarına kolaylıkla gelirler.
Kozalaklı ağaçlar diğer bitki türleri arasında
en ilginç üreme sistemine sahip olanlardan bir
tanesidir. Yandaki resimde bir kozalağın
döllenme aşamaları görülmektedir
.Resmi ayrıntılı görmek için üzerine
tıklayınız...
Dişi kozalaklar, erkek kozalaklara göre daha
büyüktürler ve tek olarak büyürler. Dişi
kozalakların merkez eksenleri etrafında çok
fazla miktarda yaprak benzeri yapılar olan "sporofil"ler
vardır. Bunlar, balık puluna benzeyen kabuk
şeklinde yapılardır. Sporofillerin iç
yüzeylerinde iki adet ovül (yumurtanın
oluşturulduğu kısım) bulunur. Kozalaklar
polenleşmeye hazır olduğunda bu kabuklar iki
yana açılır. Böylece erkek kozalaktan gelen
polenlerin içeri girmesine olanak sağlanmış
olur.
Aerodinamik kozalaklar
Bundan başka polenlerin kolaylıkla kozalağın
içine girmesini sağlayan özel yardımcı yapılar
da vardır. Örneğin dişi kozalakların pulları
yapışkan kıllarla döşenmiştir. Bu kıllar
sayesinde polenler döllenme için kolaylıkla
içeri alınabilmektedirler. Döllenmeden sonra
dişi kozalaklar, çekirdek ihtiva eden odunsu ve
derimsi yapılara dönüşürler. Daha sonra
çekirdekler de uygun koşullarda gelişerek yeni
bitkileri meydana getirirler. Ayrıca dişi
kozalakların çok şaşırtıcı bir özellikleri daha
vardır: Yumurtanın oluştuğu kısım (ovül)
kozalağın merkezine çok yakındır. Bu da polenin
bu bölüme ulaşması için bir zorluk gibi
görünmektedir. Çünkü kozalağın iç kısımlarına
ulaşabilmek için, iç eksene açılan özel bir
yoldan da geçilmesi gerekmektedir.
Bu ilk bakışta kozalakların döllenmesinde bir
dezavantaj gibi görülmesine rağmen, yapılan
incelemeler sonucunda böyle olmadığı
anlaşılmıştır.1 Kozalaklardaki bu özel döllenme
sisteminin nasıl işlediğinin bulunabilmesi için
bir model kozalak hazırlanarak deney
yapılmıştır. Helyum doldurularak yapılmış
baloncuklar hava akımına bırakılarak hareketleri
gözlenmiştir. Bu baloncukların hava akımını
rahatlıkla izleyerek, kozalağın içindeki sıkışık
koridorlardan hiç zorlanmadan geçme özelliğine
sahip oldukları anlaşılmıştır.Daha sonra bu
maket deneyinde gözlemlenen baloncukların
hareketleri özel bir fotoğraflama tekniğiyle
görüntülenmiştir. Bir bilgisayar yardımıyla
görüntüler analiz edilerek rüzgarın yönü ve hızı
da tespit edilmiştir.
Bilgisayardan elde edilen sonuçlara göre,
kozalakların rüzgarın doğrusal hareketini üç
şekilde değiştirdiği anlaşılmıştır. İlk olarak
rüzgarın yönü dallar ve yapraklar vasıtasıyla
merkeze doğru döndürülmüştür. Daha sonra bu
bölgedeki rüzgar kıvrılarak yumurtanın
oluşturulduğu bölgeye doğru sürüklenmiştir.
İkinci harekette, kabukçukların tümünü yalayan
rüzgar sanki bir girdaptaymış gibi dönerek
kozalağın iç eksenine doğru açılan bölgeye
yönelmiştir. Üçüncüsünde ise kozalak,
çıkıntıları sayesinde çalkantıya neden olarak,
rüzgarı aşağıya doğru döndürerek kabuklara
yönlendirmiştir.
Dişi çam kozalağının etrafında yaratılan hava
akımı tozlaşmada çok önemli rol oynar. Önce
rüzgar kozalağın merkezine saptırılır.
a) Merkezde eksen ekrafında döndükten sonra
pulların yüzeyini fırçalar
b) Her pulun üzerinde hava, yumurta açıklığına
yakın yerden aniden düzensiz bir şekilde
döllenmeye başlar ve polenler bu bölgede
birikir.
c) Rüzgar yönüne paralel olarak kozalaklarda
hava aşağıya ve pullara dogru gönderilir.
d) Dişi kozalağın etrafındaki iğne yapraklar
görülmektedir.
İşte bu hareketler sayesinde havada uçuşan
polenler çoğunlukla hedeflerine ulaşmaktadırlar.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta hiç
kuşkusuz ki, birbirini tamamlayan üç aşamanın
olması ve bunların mutlaka bir arada olması
gerektiğidir.
Kozalaklardaki tasarımın mükemmelliği işte bu
noktada ortaya çıkmaktadır. Evrim teorisi tüm
canlılarda olduğu gibi bitkilerde de aşamalı
olarak, zaman içinde bir gelişim olduğunu iddia
eder. Bitkilerdeki kusursuz yapıların sebebi
evrimcilere göre tesadüflerdir. Bu iddianın
geçersizliğini görmek için sadece kozalaklardaki
üreme sisteminin sahip olduğu kusursuz yapıyı
incelemek yeterli olacaktır.
Aerodinamik kozalaklar
Üreme sistemi olmadan bir canlının neslini devam
ettirmesi mümkün değildir. Bu kaçınılmaz gerçek
elbette ki çam ağacı ve kozalakları için de
geçerlidir. Yani, kozalaklardaki üreme
sisteminin çam ağaçlarının ilk ortaya çıkışı ile
birlikte var olması zorunludur. Kozalaklardaki
bu mükemmel yapının var oluşunda ise
kendiliğinden kademeli oluşma gibi bir süreç
imkansızdır. Çünkü rüzgarı kozalağa yönlendiren
yapının, daha sonra bu rüzgarı kanala yönelten
ayrı bir yapının ve en sonunda da yumurtanın
olduğu bölüme ulaştıran kanalın her birinin
eksiksizce aynı anda ortaya çıkmış olmaları
gerekmektedir. Bu üç yapıdan birinin eksikliği
durumunda, bu üreme sisteminin çalışması mümkün
değildir. Kaldı ki kozalaktaki yumurta
hücresinin ve onu dölleyecek olan sperm
hücrelerinin kendiliklerinden tesadüfen
oluşabilmelerinin imkansızlığı da evrim teorisi
açısından apayrı bir çıkmazdır.
Tek bir parçasının dahi tesadüflerle var olması
imkansız olan böyle bir sistemin tüm
parçalarının aynı anda tesadüflerle ortaya
çıkması, imkansız kavramının dahi ötesinde bir
durumdur. Bu durum da evrim teorisinin tesadüfen
oluşum iddialarını her yönüyle geçersiz
kılmaktadır. Dolayısıyla, şu çok açık bir
gerçektir ki, kozalaklar ilk ortaya çıktıkları
andan itibaren, eksiksiz bir şekilde bu kusursuz
sistemle birlikte Allah tarafından
yaratılmışlardır. Çam ağaçlarının, polenlerin
yakalanmasını hızlandıran daha başka özellikleri
de vardır. Örneğin yumurta hücreleri genellikle
dalların ucunda oluşur. Bu da polenlerin kaybını
en aza indirir. Bundan başka çam kozalağının
etrafındaki yapraklar, hava akımının hızını
azaltarak kozalak üzerine daha fazla polen
düşmesine yardım ederler. Kozalak etrafındaki
yaprakların simetrik dizilişi de, herhangi bir
yönden gelen
polenlerin kolaylıkla tutulmasına yardımcı olur.
Tüm polenlerde olduğu gibi çam polenlerinin de
türlere göre farklı biçimleri, büyüklükleri ve
yoğunlukları vardır. Bu sayede her polen hava
akımından değişik yönde etkilenmiş olur.
Örneğin, bir türün polenleri, başka bir türün
kozalağının oluşturduğu hava akımlarını
izleyemeyecek bir yoğunluğa sahiptir. Bu sebeple
kozalağın oluşturduğu akımın dışına çıkarak
toprağa üşerler. Bütün kozalak çeşitleri kendi
türlerinin polenlerine en uygun hava akımını
oluştururlar. Kozalakların bu özelliği sadece
polenleri tutmaya yaramaz. Hava akımının meydana
getirdiği bu filtre özelliğini bitkiler çok
değişik işler için de kullanırlar. Örneğin bu
yöntem sayesinde dişi kozalaklar, yumurta
hücrelerine zarar verebilecek mantar
polenlerinin yönünü de değiştirebilirler.
Bitkiler tarafından havaya rastgele atılan
polenlerin kendi türdeşlerine ulaşabilmesi için
alınan önlemler sadece bunlarla sınırlı
değildir. Bitkinin polenlerinin ihtiyaçtan çok
daha fazla miktarda üretilmesi de, polenleşme
işlemini bir yere kadar güvence altına almış
olur. Çeşitli sebeplerle oluşabilecek polen
kayıpları bu sayede bitkiyi etkilemeyecektir.
Örneğin çam ağaçlarındaki her bir erkek kozalak
yılda 5 milyondan fazla polen üretirken, tek
başına bir çam ağacı ise yılda 12.5 milyar
civarında polen üretmektedir ki bu, diğer
canlıların üreme hücreleriyle
karşılaştırıldığında son derece olağanüstü bir
sayıdır.1
Bununla birlikte rüzgarla taşınan polenlerin
önünde daha pek çok engel vardır. Bunlardan biri
de yapraklardır. Polenler havada uçuşmaya
başladıkları sırada, yapraklara takılıp
kalmalarını engellemek için bazı bitkilerde
(fındık, gürgen, ceviz vs) çiçekler yapraklardan
önce açarlar. Bu sebeple polenleşme yaprakların
henüz gelişmedikleri bir zamanda gerçekleşmiş
olur. Buğdaygillerde ve çamgillerde ise
polenleşmenin kolaylıkla gerçekleşebilmesi için
çiçekler bitkinin uç kısımlarında bulunmaktadır.
Böylelikle yapraklar polenin hareketine bir
engel teşkil etmemiş olurlar.
>>>devamı için
tıklayınız>>>
LÜTFEN !!!
Lütfen bizlere Rahatsızlığım
nedir? Sebebi ne olabilir ? gibi sorular
iletmeyiniz. Bizler doktor değiliz teşhis için
mutlaka doktorlarınıza başvurunuz..
Amacımız teşhis etmek olmadığı gibi teşhisi konmuş
rahatsızlıklarınız için modern tıbbın vermiş
olduğu, tedavi yanında yardımcı doğal ürünler
kullanmak istediğinizde sizlere uygun ürünler
sunabilmektir.
|