|


Bitkisel terkipler, karışımlar, formüller,
konusunda bilgili uzmanlar tarafından yapılırsa
ve üretim izinli ürünler kullanılırsa
faydalanıla bilinir. Aksi taktirde
zamanınız emeğiniz ve paranız boşa gidebilir.
Ayrıca zarar görebilirsiniz...
ÜRÜNLERİMİZ VE
KULLANIMI HAKKINDA BİLGİ ALMAK İÇİN İLETİŞİM
KURUNUZ...

POLENLERDEN TOHUMA DOĞRU
Bitkilerin Yanıltıcı Yöntemleri
Hayvanların dişilik özelliğini taklit eden bir
başka bitki de Çekiç Orkidesidir. Güney
Afrikanın kuru otlaklarında yetişen bu orkidenin
üreme mekanizması hayret uyandıracak kadar
ilginçtir. Kalp şeklinde tek bir yaprağa sahip
olan Çekiç Orkideleri tıpatıp yaban arısı
dişisine benzerlik gösterirler. Bu yaban
arılarının sadece erkekleri uçarken, dişileri
kanatsız olup zamanlarının büyük bir kısmını
toprağın altında geçirirler. Dişi yaban arıları
çiftleşme zamanı geldiği zaman, erkek arıların
onlara kolay ulaşması için toprağın altından
çıkarak Çekiç Orkidesine tırmanırlar.
Orkideye çıktıklarında çiftleşmek için bir koku
salgılarlar ve erkek arının gelmesini beklerler.
Erkek yaban arılarının özelliğiyse orkidelere
dişi arılardan iki hafta önce zaten gelmiş
olmalarıdır. Bu son derece ilginç bir durumdur.
Çünkü ortada dişi yaban arıları yoktur ama dişi
yaban arılarına tıpatıp benzeyen ve döllenmeyi
bekleyen orkideler vardır. Ve erkek yaban
arıları orkideye geldiklerinde, dişi arıların
yaydığı kokunun benzeri ile karşılaşırlar. Çünkü
orkide, dişi arıların kokusuna benzer bir koku
yaymaktadır. Bu kokunun da etkisi ile birlikte
erkek arılar orkidenin yaprağına konarlar.
Orkide, yaprağının bir bölümünü hareket
ettirerek arının kendi üreme organına düşmesini
sağlar. Arı çiçekten kurtulmaya çalışırken bu
sırada polen yüklü iki kesecik kafasının
arkasına ve sırtına yapışır. Böylece arı başka
orkidelere gittiğinde, sırtına yapışan polenler
diğer orkidelerin döllenmesini sağlar.1
Görüldüğü gibi Çekiç Orkidesi ve arı arasında
son derece uyumlu bir ilişki söz konusudur. Bu
uyum bitkilerin üreyebilmesi için son derece
önemlidir. Çünkü başarılı bir polenleşmenin
sağlanamaması, yani böcekten gelen polenlerin
aynı türde bitkiye iletilmemesi durumunda
döllenme gerçekleşmeyecektir. Çekiç Orkidesi ve
yaban arıları arasındaki bu uyumun doğada pek
çok örneği vardır.
Çiçeklerin yapılarındaki farklılıklar bazen bu
uyumlu ilişkinin sebebi olabilmektedir. Örneğin
bazı çiçeklerin içine girebilmek bazı böcekler
için son derece kolaydır, çünkü çiçeğin
polenlerinin bulunduğu kısım açıktır, bu
bölümden böcekler ve arılar kolaylıkla girip
polenlere ulaşabilirler. Bazı bitkilerde ise
sadece belirli hayvanların girebileceği
büyüklükte bir nektar girişi vardır. Mesela
arılar bazı durumlarda çiçekteki nektara ulaşmak
için bu aralıklardan kendilerini içeri doğru
iterler. Oysa arıların kolaylıkla yaptıkları bu
işlemi yapmak başka canlılar için çok zor, hatta
imkansızdır.
Üstteki resimlerde dişi yaban arısı zannettiği
için bir çiçekle çiftleşmeye çalışan erkek yaban
arısı görülmektedir. Bu aldanma son derece
doğaldır çünkü Çekiç Orkideleri dişi arıların
sadece rengini, şeklini ve tüylerle kaplı alt
kısımlarını taklit etmekle kalmazlar, dişi
arıların salgıladıkları kokunun da aynısını
taklit edebilir.
Normal çiçeklerden daha uzun çiçek tacı
tüplerine sahip olan bitkilerdeyse ağız yapıları
sebebiyle arılar ve bazı böcekler bu bitkileri
dölleyemezler. Sadece gece kelebekleri ve
güveler gibi uzun dilleri olan böcekler, uzun
çiçek tacı tüplerine sahip olan bu çiçekleri
dölleyebilirler.2Bütün örneklerde de görüldüğü
gibi bazı çiçeklerin yapılarına tıpatıp uygun
bir vücut yapısına sahip olan böceklerle bu
çiçekler arasında son derece kusursuz bir uyum
vardır. Bir kilit ve anahtar ilişkisi şeklinde
olan bu uyumun evrimcilerin iddia ettikleri gibi
tesadüflerle elde edilmesi imkansızdır. Kaldı ki
bu uyumun tesadüflerle meydana gelmesini
beklemek yine evrimcilerin savunduğu doğal
seleksiyon mantığıyla çelişir.
Çünkü evrimcilerin doğal seleksiyon iddialarına
göre, çevreye adapte olamayan bir canlı ya
kendisinde yeni mekanizmalar oluşturmalı ya da
yavaş yavaş yok olmalıdır. Bu durumda doğal
seleksiyon mekanizmasına göre bu bitkiler özel
çiçek yapıları nedeniyle taşıyıcı böcekler
tarafından döllenemeyecekleri için yok
olacaklardır veya çiçeklerinin şeklini
değiştirmek zorunda kalacaklardır. Yine aynı
şekilde ağız yapıları sebebiyle sadece bu
çiçekleri dölleyebilen böcekler de, ya besin
bulamadıkları için yok olacaklardı ya da besin
toplamakta kullandıkları organlarının yapısını
değiştireceklerdi. Oysa uzun çiçek tacı olan
bitkilere ya da diğer bitkilere baktığımızda
herhangi bir adaptasyonun, yani değişikliğin ya
da başka bir ek mekanizmanın oluşmadığını
görürüz.
Bitkilerin Yanıltıcı Yöntemleri
Aynı şekilde kelebekler ve güveler gibi
canlılarda herhangi bir adaptasyon
görülmemektedir. Bu çiçekler de, onları dölleyen
taşıyıcılar da çok uzun yıllardan bu yana
yaşamlarını aynı uyum içerisinde
sürdürmektedirler. Buraya kadar anlatılanlar,
birkaç ayrı türdeki bitkinin nesillerini
sürdürebilmeleri için başvurdukları yöntemlerin
kısa birer özeti idi. Herhangi bir biyoloji
kitabında tüm detaylarını bulacağınız bitkilerin
tozlaşması işleminin sebepleri hakkında aynı
kaynaklar doyurucu bir açıklama getiremezler.
Çünkü yapılan her işlemde, bitkiye mal
edemeyeceğimiz düşünme, akletme, karar verme,
hesap etme gibi özellikler ön plandadır. Oysa
bir bitkinin bu fiilleri gerçekleştirecek bir
şuurunun olmadığını hepimiz biliriz.
Eğer bitkinin tüm bu işlemleri kendi iradesiyle
yaptığını söylersek bakın nasıl bir senaryo
çıkar karşımıza: Bitki, aerodinamik yapısının
rüzgar ile tozlaşmaya uygun olduğunu "hesap
eder" ve ondan sonra gelen her nesil aynı
yöntemi kullanır. Diğerleri ise rüzgardan
yeterince faydalanamayacaklarını "anlar" ve bu
nedenle tozlaşma için böcekleri kullanırlar.
Çoğalabilmek için böcekleri kendilerine
çekmeleri gerektiğini "bilir", bunu sağlamak
için çeşitli yöntemler denerler. Öncelikle
böceklerin nelerden hoşlandığını tespit ederler.
Bu tespiti yapabilmeleri için böcekleri
gözlemlemeleri, çeşitli araştırmalar yapmaları
gerekmektedir. Hangi nektarın ve kokunun hangi
böcek üzerinde etkili olduğunu bulduktan sonra
çeşitli kimyasal işlemler yaparak kokular
üretirler ve bunu tam gerektiği zamanı
belirleyerek salgılarlar.
Nektarı böcekler için cazip kılan tadın,
içindeki maddelerin miktarını tesbit eder ve
bunu da kendileri üretirler. Nektar ve koku
böcekleri kendilerine çekmede yeterli olmuyorsa
düşünüp başka bir yöntem denemeye karar verir ve
böyle durumlarda "aldatıcı taklitler" yaparlar.
Dahası kendi türlerinden başka bir bitkiye
ulaşacak olan polenlerin boyutlarını ve gideceği
mesafeyi "hesap eder" ve buna göre en uygun
şekilde ve en uygun zamanda polenlerini
üretirler. Polenlerin yerine ulaşmasını
engelleyebilecek ihtimalleri "düşünür" ve
bunlara karşı "önlemler alırlar."Elbette böyle
bir senaryonun gerçekleşmesi mümkün değildir,
hatta bu senaryo tamamen mantık kurallarına
aykırıdır. Bütün bunlar sıradan bir bitki
tarafından gerçekleştirilemez. Çünkü bir bitki
akledemez, zaman ayarı yapamaz, ebat ve şekil
tesbit edemez, rüzgarın hızını ve yönünü
hesaplayamaz, döllenebilmek için ne tip
yöntemlere ihtiyacı olduğunu kendisi
belirleyemez, hiç tanımadığı bir hayvanı
cezbetmesi gerektiğini düşünemez, üstelik bunu
sağlamak için nasıl yöntemler kullanacağına
karar veremez.
Bazı çiçekler gece açarlar bu yüzden de gece
yaşayan canlılar tarafından döllenirler. Gece
çiçeklerini dölleyen hayvanlardan bir tanesi de
çiçeklerdeki nektar ile beslenen yarasalardır.
Yarasalar tarafından döllenen ve beyaz,
yeşilimsi ve mor renklere sahip olan bu gece
çicekleri öyle güçlü bir kokuya sahiptirler ki,
karalıkta uçan kör yarasalar bu sayede onları
kolaylıkla bulabilirler. Bu çiçekler ayrıca çok
bol miktarda nektar da üretirler. Görüldüğü gibi
her iki canlı da kusursuz bir uyum içindedir. Bu
uyumu yaratan, hiç kuşkusuz ki Rahman ve Rahim
olan Allah'tır.Avize ağacı bitkisinin üzerinde
büyük yapraklardan oluşan bir rozet şekli, bunun
da merkezinde krem renkli çiçekleri taşıyan bir
sap bulunur. Avize ağacının özelliği
polenlerinin eğimli bir bölgede bulunmasıdır. Bu
yüzden bitkinin erkek üreme organlarında bulunan
çiçek tozunu ancak eğimli bir ağız yapısına
sahip olan bu güve toplayabilir. Güve çiçek
tozlarını birbirine bastırıp top şekline sokar
ve bunu başka bir avize ağacı çiçeğine götürür.
Önce çiçeğin dibine iner ve kendi yumurtalarını
bırakır. Sonra tepeciğe çıkar ve çiçek tozu
topunu buraya vurarak polenlerle beslenirler.
Eğer güveler olmasa avize ağaçları kendi
kendilerini dölleyemezler.
Bu detaylar ne kadar çoğaltılırsa çoğaltılsın,
hangi yönden yaklaşılırsa yaklaşılsın, ne gibi
mantıklar kurulursa kurulsun bitkilerle
hayvanlar arasındaki bu ilişkide bir
olağanüstülük olduğu sonucu değişmeyecektir.
Bazı çiçeklerde nektar çiçeğin derinliklerinde
bulunur. Bu da böceklerin ve kuşların nektar
toplamalarını, yani çiçeğin döllenmesini
zorlaştıracak bir dezavantaj gibi görünür. Oysa
çiçekler için böyle bir şey söz konusu bile
değildir. Çünkü Allah, nektarı derilerde bulunan
çiçeklerin özelliklerine tıpatıp uygun yapılara
sahip canlılar yaratarak bu bitkilerin de
döllenmesini sağlamıştır.
Çünkü bu canlılar birbirleri ile uyumlu
yaratılmışlardır. Bu kusursuz uyum bize hem
çiçekleri hem de böcekleri yaratan gücün her iki
canlıyı da çok iyi tanıdığını, onların her türlü
ihtiyacından haberdar olduğunu ve onları
birbirlerine uygun yarattığını gösterir. Her iki
canlı da kendilerini çok iyi tanıyan, bilen
Alemlerin Rabbi olan, her şeyden haberdar olan
Allah'ın eseridirler.
Onlar Allah'ın büyüklüğünü, yüce kudretini,
kusursuz sanatını insanlara gösterip tanıtmakla
görevlidirler. Bitkinin ne kendi varlığından, ne
de gerçekleştirdiği bu mucizevi işlemlerden
haberi bile yoktur. Çünkü o, sahip olduğu her
özelliği planlayan, kainattaki her şey gibi
kendisini de yaratmış olan ve her an yaratmaya
devam eden Allah'ın kontrolündedir, ki bu gerçek
de Kur'an'da Allah tarafından bizlere
bildirilmektedir:
"Bitki ve ağaç (O'na) secde etmektedirler."
(Rahman Suresi, 6)
VE BİR BİTKİ DOĞUYOR
Yeryüzündeki ekolojik dengenin ve canlılığın
devamında son derece önemli bir role sahip olan
bitkiler, bu önemle doğru orantılı olarak diğer
canlılara kıyasla çok daha etkin üreme
sistemlerine sahiptirler. Bu sayede hiç zorluk
çekmeden çoğalmalarını gerçekleştirirler.
Bitkilerin üremesi için kimi zaman bir bitkinin
sapının kesilerek toprağa gömülmesi, kimi zaman
da bir böceğin bir çiçeğe konması yeterli
olmaktadır.
Bitkilerin üremelerinin, işlem olarak son derece
basit gibi görünmesine rağmen, içerik olarak
oldukça kompleks olması bilimadamlarını hayrete
düşürmektedir.
ANA BİTKİDEN AYRILMAYA BAŞLAYAN YENİ BİR HAYAT
Bazı bitkiler cinsiyet ayrımı olmadan, tek bir
cinsin belirli yollarla çoğalmasıyla soylarını
devam ettirebilirler. Bu gerçekleştirilen
çoğalmaya eşeysiz üreme adı verilir. Bu
şekildeki bir üremeden sonra ortaya çıkan yeni
nesil kendisini meydana getiren neslin tıpatıp
aynısı olur. Bitkilerdeki en bilinen eşeysiz
üreme şekilleri tomurcuklanma ve parçalara
ayrılmadır.
Bazı özel enzimlerin yardımıyla gerçekleşen bu
üreme biçimi (tomurcuklanma veya parçalanma) pek
çok bitkide görülebilir. Örneğin çimenler ve
çilekler "sürgün" denilen yatay uzantılarını
kullanarak çoğalırlar. Patates ise toprağın
altında yetişen bir bitki olarak, bu kısımlarda
açılan yeni özel yerlerden (gözelerden)
tomurcuklar vererek çoğalır.2
Bazı tür bitkilerde ise yapraklarından bir
bölümünün toprağa düşmesi, yeni bir bitkinin
yetişmesi için yeterli olmaktadır. Örneğin
Bryophyllum daigremontianum adlı bitkinin
üremesi yapraklarının ucunda gelişen tomurcuklar
sayesinde gerçekleşir. Bu tomurcuklar yere düşer
düşmez, bağımsız birer yeni bitki haline
gelerek, büyümeye başlarlar.3
Begonya gibi bazı bitkilerde de kopan yapraklar
ıslak bir kuma yerleştirildiği zaman, bir süre
sonra küçük yaprakçıkların oluştuğu
görülecektir. İşte bu yaprakçıklar da yine çok
kısa bir süre sonra ana bitkinin benzeri olan
yeni bitkiyi oluşturmaya başlarlar.4
Çilekler ve patatesler diğer bitkilerde olduğu
gibi tohum ya da polen kullanarak üremezler. Bu
bitkiler ya toprağın üstünde ya da altında kök
filizleri oluşturarak, eşeysiz ürerler.
Bu örnekleri de göz önüne alarak; bir bitkinin
parça atarak ya da tomurcuklanarak büyümesi için
temelde ne gereklidir? Düşünelim! Bitkilerin
genetik yapısına bakıldığında bu sorunun cevabı
kolaylıkla verilecektir.
Bitkilerin de, diğer canlılarda olduğu gibi, tüm
yapısal özellikleri hücrelerindeki DNA'larda
şifrelenmiştir. Yani her bir bitkinin nasıl
çoğalacağı, nasıl nefes alacağı, besinini nasıl
sağlayacağı, rengi, kokusu, tadı, içindeki
şekerin miktarı, üreme şekli ve daha bunun gibi
birçok bilgi o bitkinin istisnasız bütün
hücrelerinde bulunmaktadır. Bitkinin
köklerindeki hücreler yaprakların nasıl
fotosentez yapacağının bilgisine sahiptir ya da
yapraklarındaki hücreler köklerin topraktan suyu
nasıl çekeceğini bilirler. Kısacası bitkiden
ayrılan her parçada, bitkinin tamamını
oluşturabilecek şekilde bir şifrelenme ve
düzenlenme mevcuttur. Ana bitkinin tüm
özellikleri yani genetik olarak bitkiyle ilgili
tüm bilgiler, bitkiden kopan bu küçük parçanın
her hücresinde de eksiksiz olarak
bulunmaktadır.5
Bu sistemle üreyen bitkilerin her parçasında
aynı genetik bilginin olması son derece
önemlidir, hatta bu zorunludur. Çünkü bitkinin
üremesi sadece bu sistemin işlemesine bağlıdır.
Düşen parçada bitkideki genetik bilgilerin
tamamı olmasa, aynı özelliklerde bir bitki
gelişemez. Bunu bir örnekle açıklayalım. Genetik
bilgilerde eksiklik olsa; örneğin bir çileğin
rengi ya da içindeki şeker miktarı, kokusu ile
ilgili genetik bilgi yeni düşen parçada olmasa
çilek, çilek olamazdı.
Solda; Steptocarpus bitkisi.
Ortada; Begonya bitkisi. Üstte; Parça
atarak üreyen Bryophyllum
daigremontianum bitkisi Eşeysiz üreyen
bitkilerin hücrelerinin her birinde, bitkinin
tamamına ait genetik bilgi bulunur. Bu sayede
bitkiden düşen parçalar ana bitkinin tıpatıp
benzeri yeni bir bitkiyi oluşturabilirler.
Peki öyleyse bitkinin her parçasına, bitkinin
tamamını oluşturabilecek bilgiler eksiksiz
olarak nasıl ve kim tarafından yerleştirmiştir?
Bir bitkideki tüm bilgilerin eksiksiz bir
şekilde bütün hücrelerde aynı olması ihtimal
hesaplarıyla, tesadüflerin yardımıyla elde
edilemez. Bu işlemi gerçekleştiren, bitkinin
kendisi ya da topraktaki mineraller ya da başka
dış etmenler de olamaz. Çünkü bunların hepsi
bitkiyi oluşturan sistemin bir parçasıdır. Nasıl
ki bir fabrikadaki tüm robotlara aynı üretim
bilgisini veren bir mühendis vardır ve
bilgisayarların bu bilgileri tek başına elde
etmeleri mümkün değildir, aynı şekilde
bitkilerdeki sistemin her bir parçasının böyle
bir bilgiyi kendi kendine elde etmesi de mümkün
değildir.
Yeryüzündeki tüm canlılarda olduğu gibi,
bitkilerin hücrelerine de gerekli bilgileri
yerleştiren, hiç kuşkusuz ki her şeyi eksiksiz
yaratan, her türlü yaratmadan haberdar olan
Allah'tır. Allah bu gerçeğe pek çok ayetinde
dikkat çekmiştir:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum (mutabakat)
içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan
Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve
uygunsuzluk (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü)
çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk
ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki
kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk
bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin
olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece
yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah,
lütfedicidir, her şeyden haberdardır. (Hac
Suresi, 63)
>>>devamı için
tıklayınız>>>
LÜTFEN !!!
Lütfen bizlere Rahatsızlığım
nedir? Sebebi ne olabilir ? gibi sorular
iletmeyiniz. Bizler doktor değiliz teşhis için
mutlaka doktorlarınıza başvurunuz..
Amacımız teşhis etmek olmadığı gibi teşhisi konmuş
rahatsızlıklarınız için modern tıbbın vermiş
olduğu, tedavi yanında yardımcı doğal ürünler
kullanmak istediğinizde sizlere uygun ürünler
sunabilmektir.
|